
Temmuz 2025’in başında Hollanda Parlamentosu, birçok kişi tarafından ülke tarihinde iltica taleplerinin değerlendirilmesi alanında en sert düzenlemeler olarak nitelendirilen yasaları kabul etti. Bu kapsamlı değişikliklerin amacı, Hollanda’da iltica talebinde bulunan kişi sayısını azaltmak ve bu kişilerin kalışına ilişkin koşulları zorlaştırmaktır. Yeni yasa tasarısı, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde şimdiden tartışmalara yol açmış ve ülkenin savaş, felaket ve zulümden kaçan insanlara yönelik yaklaşımını değiştirmiştir.
Yeni yasalara yol açan siyasi kriz
Bu yasalar kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. Bunlar bir siyasi krizin sonucudur: Haziran 2025’te Hollanda’da hükümet koalisyonu çöktü. 2023’ten beri iktidarda olan kabine, Geert Wilders’in radikal sağcı Özgürlük Partisi (PVV) ile VVD, NSC ve BBB partilerinden oluşuyordu. Göçü sınırlama yönünde ortak bir hedef olmasına rağmen, özellikle reformların hızına ilişkin iç çekişmeler ve görüş ayrılıkları, PVV’nin hükümetten çekilmesine ve ardından kabinenin düşmesine yol açtı. Kalan partiler, Ekim ayında yapılması planlanan seçimlerin ülkenin siyasi tablosunu kökten değiştirebileceğinin farkında olarak, parlamento tatili öncesinde yasaların kabul edilmesi için acele ettiler.
Sığınmacılar için iki statülü bir sistem
En önemli değişikliklerden biri, sığınma başvuruları için iki statülü bir sistemin getirilmesidir. Yeni yasa, mültecileri iki gruba ayırmaktadır. Dini, siyasi veya diğer gerekçelerle doğrudan ve kişisel tehditlerle karşı karşıya kalan kişiler, daha fazla koruma sağlayan “A-statüsü” kategorisine girmektedir. Savaş veya doğal afetler gibi genel koşullar nedeniyle ülkelerini terk edenler ise “B-statüsü” alacaklardır. Bu ikinci kategori daha az hakka sahip olacak ve geçici misafir olarak kabul edilecektir. Onlar için hızlandırılmış geri dönüş prosedürleri ve kalıcı ikamet için daha az imkan öngörülmüştür. Reformun amacı, “gerçek” mülteci olarak kabul edilenlere öncelik vermektir; ancak eleştirmenler, pratikte bu ayrımı yapmanın genellikle son derece zor olduğuna dikkat çekmektedir.
Daha katı kurallar ve daha az güvenceler
İkinci önemli yasa olan ve “Noodwet Asiel” (Acil Durum Sığınma Yasası) olarak adlandırılan düzenleme, sistemi daha da sıkılaştırmaktadır. Bu yasa, mültecilerin kalıcı oturma izni alma imkanını ortadan kaldırmakta ve geçici oturma izninin süresini beş yıldan üç yıla indirmektedir. Ayrıca, yeni sığınma izinlerinin verilmesi tamamen durdurulmaktadır; hukukçulara göre bu durum AB mevzuatıyla çelişebilir. Aile birleşimi kuralları da önemli ölçüde sınırlandırılmaktadır: yetişkin çocuklar ve kayıt altına alınmamış partnerler artık otomatik olarak Hollanda’daki aile üyelerinin yanına taşınamayacak; bu da birçok aile için yıllar sürecek ayrılıklara yol açacaktır.
Yardımın cezalandırılabilir kılınması
Reformun en tartışmalı hükümlerinden biri, PVV tarafından son dakikada sunulan bir değişiklik önergesidir. Bu önerge, yasal oturma izni olmayan kişilere yardım etmeyi suç kapsamına almaktadır. Gıda, barınma veya bir fincan kahve vermek gibi basit eylemler bile suç olarak değerlendirilebilir. Bu fikir, CDA ve NSC dahil olmak üzere diğer partilerde “insanlık dışı” olarak nitelendirilerek tepkiyle karşılandı. Adalet Bakanı David van Weel, bu hükmün yürürlüğe girmesini, ülkenin en yüksek yasama danışma organı olan Devlet Konseyi’nin (Raad van State) hukuki denetimini tamamlayana kadar erteledi.
Şehirlerin ve sivil toplumun tepkisi
Yeni yasalar sadece siyasetçiler arasında değil, toplumda da hoşnutsuzluğa yol açtı. Yerel yönetimler ve mültecilere destek veren kuruluşlar ciddi sonuçlar konusunda uyarıda bulunuyor. Belediyeler, temel insan haklarını ihlal eden standartları uygulamak zorunda kalmaktan endişe ediyor. VluchtelingenWerk Nederland, reformların hem mültecilere hem de Hollanda toplumuna zarar vereceğini belirtti. UNICEF ve diğer çocuk hakları örgütleri, yeni kuralların özellikle koruyucu ailelerde kalan veya ebeveynlerinden ayrılmış çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olacağı konusunda uyardı.
Hukuki riskler
Reformlar AB düzeyinde ciddi engellerle karşılaşabilir. Zimir kararı (C-662/23 sayılı dava) ile Avrupa Birliği Adalet Divanı, ülkelerin idari gecikmeleri sığınma başvurularının incelenmesini ertelemek için mazeret olarak ileri süremeyeceğine hükmetmiştir. Bu değerlendirme, Hollanda hükümetinin yeni izinleri dondurma planını tehlikeye sokabilir; birçok uzman, yargı yoluna başvurulmasının kaçınılmaz olduğuna kanaat getirmektedir. Raad van State, yeni yasaları zayıf gerekçelendirmeleri ve uygulamadaki güçlükler nedeniyle zaten eleştirmiş olup, bunun reformların başarısızlığına yol açması mümkündür.
Şimdi ne olacak?
Bu yasaların geleceği belirsizliğini koruyor. Yaz tatilinden sonra parlamento, özellikle Birinci Meclis’teki (Eerste Kamer) artan direniş nedeniyle bazı hükümleri reddedebilir veya değiştirebilir. Bu arada, 29 Ekim 2025 seçimleri en önemli olay haline gelecek. Analistler sert söyleminin ılımlı seçmenleri caydırabileceğini düşünse de Geert Wilders, bunların göç konusunda bir referanduma dönüştürülmesini umuyor.
Yeni kurallar ülke sınırlarının dışında da hoşnutsuzluğa yol açtı. Örneğin Almanya, Hollanda vatandaşları tarafından gerçekleştirilen yasa dışı sınır kontrollerine ilişkin haberlerin ardından Hollandalı yetkililerle temasa geçti. Eleştirmenler, hükümet benzer bir söylemi sürdürürse, bu tür kendi adaletini sağlama girişimlerinin yayılabileceğinden endişe ediyor.
Sonuç
Hollanda'nın göç politikasında bir dönüm noktasında olduğu açıktır. Yeni yasalar kararlılık ve kontrol göstermeyi amaçlasa da, bunların uzun vadede yasallığı, ahlaki yönü ve etkililiği konusunda ciddi tereddütler doğuruyor. Yaklaşan seçimler, hukuki meydan okumalar ve sosyal hizmetler üzerindeki baskı ışığında soru açık kalıyor: Ülke bu yolda ilerlemeyi sürdürecek mi, yoksa güvenlik ile insanlık arasında bir denge kurmak için yaklaşımını gözden mi geçirecek?